BUGÜN AFGANİSTAN’DAN vs. den TÜRKİYE’YE AKITILAN MÜLTECİLER, BİR EMPERYALİST MÜHENDİSLİK PROJESİDİR. Sefa Yürükel

Ve Türkiye Afganistan’da Büyük Bir Belaya Bulaşmak Üzeredir!

Klasik emperyalizm, kendi ürünü olan çeşitli dizayn politikaları gereği, başta Ortadoğu’da ve Orta Asya ülkelerindeki icraatlarında olduğu gibi, o ülkelerden çekildiği zaman ardında o ülkelerde siyasi, demografik, ekonomik ve güvenlik kaosu bırakmıştır.

Bunuda bilerek yapmıştır.

Ve bu konuda en zor yükü ve külfetide, her zaman şu anda Afganistan örneğinde olduğu gibi, örnegin Afgan halkına ve gizli anlaşma yaptığı Türkiye lideri gibi işbirliği yapanlar vasıtasıylada Türk Milleti gibi milletlere yıkmıştır.

Bugün ABD’nin bugüne kadar Afganistan’dan ne umduğu ve bundan sonrada ne umacağıda, ABD yetkililerinin yaptığı resmi açıklamalarından ve son kısa zamanda yaptıkları icraatlarının sonuçlarından da açıkça görülmektedir.

ABD burada, Rusya ve Çin’le ilgili özellikle bu bölgede geliştirdiği yeni bir politikası gereği, Taliban ile yaptığı son anlaşmayla, kendi ‘gizli’ kara ve operatif gücü olmayı kabul eden Taliban’la ve ABD tarafından Afganistan’a yerleştirilecek yeni değişik cihatçı örgütlerle Çin sınırını ve Rusya’nın kendi nüfus alanı içinde gördüğü Özbekistan, Türmenistan ve Tajikistan gibi ülkelerin sınır bölgelerini zorlayacak eylemler yaptıracaktır.

Kendine bağlı İslamcılığı Ortadoğu’da İŞİD örneğinde olduğu gibi bir kaldıraç olarak kullanacak ve bunu Özbekistan, Türkmenistan, Kazakistan, Kırgızistan, Azerbaycan, Kafkasya, Başkurdistan, Tataristan gibi Rus Federasyonu içinde ve Çin’de ki Uygur özerk bölgesi içinde olmak üzere Çin ve Rusya’ya doğru yaymaya çalışacaktır.

Ve aynı zamanda buna ilave olarak ve Iran sınırınıda zorlayarak ve Beluci ayrılıkçılığınıda kışkırtarak, Rusya, Iran, Çin, Pakistan’ı kendince terbiye etmeye çalışacak bir strateji içine girecektir.

Bunun içinde pek yakında ve doğrudan,

ABD’nin kendi özel kuvvetlerinin ve dolaylı olarakta ‘yeni müttefiki’ Taliban kontrolünde ki ve Taliban kontrolüne önümüzdeki günlerde geçen/ devredilen bölgelerde,
doğrudan CİA’nın kontrolünde olan ve Suriye, Libya, Türkiye, Irak, Pakistan’dan getireceği İŞİDciler ve UYGUR AYRILIKÇILARI diye bilinen Türkistan İslam Partisi gibi MİLİTANLARI ve bunların dışında çeşitli yerlerden CİA denetiminde bölgeye getirilecek olan diğer cihatçıları Afganistan’a biriktirerek,

bunlar vasıtasıylan ;

Rusya, Pakistan, İran ve Çin’i rahatsız edeceğine ve bölgeyi CİA güdümlü Suriyede ve Irak’ta İŞİD örneğinde olduğu gibi, yeni bir siyasal islam belasıyla buluşturup, bu Afganistan’a sınırdaş okan ülkeleri istediği gibi terbiye etmeye ( bunun içinde Rus Federasyonunu dağıtmakta var) tanık olacağız.

Yani şimdi siz ABD’ye bakarsanız güya ABD, Afganistan’dan resmi olarak çekilmektedir.

Ama bu bilgi sadece görüntüdedir.

Kısmende sahtedir.

ABD Afganistan’dan çekilmemektedir.

Sadece büyük oranda kendisi için çok masraflı olan askeri birliklerini çekmektedir.

Ama kendi operatif özel kuvvetlerini, koordinatörlerini ve ajanlarını çekmemektedir.

Yani ABD gayri resmi olarak, özel kuvvetleri ve CİA ile orada vardır.

Ve ABD, son Afganistan ve bölge için geliştirdiği yeni strateji içinde bölgede hep var olacaktır.

Yani bölgeden ABD özel kuvvetleri ve ajanları asla çekilmemiştir .

Çekilmeyecektir.

Ve bölgede şu andada oldukçada faallerdir.

Bunun içinde ABD tarafından daha önceden kurgular yapılmıştır.

ABD yıllardır kendine bağlı yerel işbirlikçi ve dış yatırımcı adı altında ki adamlar vasıtasıylan, yıllardır sanki Afganistan’da seçilmiş bölgelere sivil yatırım yapıyormuş gibi davranmış, büyük oranda bölgelerde geniş topraklar satın aldırarak, esasında stratejik olarak Afganistan’da ki kendi seçtikleri bölgelerde fiili varlık göstermiş ve bölgede bu yüzden ayağı toprağa basan bir biçimde dahada güçlenmiştir.

Sözde tamamen çekilirken, özellikle geride bırakılan çok sayıdaki ABD özel kuvvetleri, kendilerine gösterilen ve gösterilecek olan yeni hedefler ve görevler doğrultusunda, ilerde ABD’nin bölgedeki yeni stratejisine göre, Taliban ile bölgeye yeniden aktarılacak olan islamcı cihatçılara amirlikte yapacaktır.

Bilindiği gibi, Afganistan’da yer alacak olan bu ABD koordinasyonuna en son güç olarakta Türkiye, Brüksel’de ki ABD- Erdoğan gizli anlaşmasıyla da dahil edilmiştir. Yani ABD işbirlikçilerini bölge üzerinde ki stratejileri gereği bu anlamda daha da genişletmiştir.

ABD, bütün planlarını geçmiştede her zaman yaptığı ve yukarıda da sözünü ettiğimiz gibi işgal ettiği ülkeler düzleminde sözde geri çekilirken, arkasında kendisi için o ülkede bir kaos içinde nizam düzeni ama başkaları için ise, bir kaos ve zor meşgaleler düzeni bırakarak bunu yapmaktadır.

Bunuda yaparken o bölgelerdeki figüranlarınıda her zaman olduğu gibi, klasik olarak, hep kendisine muhtaç bırakma taktiği içinde yapmaktadır.

Bu konuda, ABD’nin attığı zehirli yemli oltaya ve tuzaklara takılanda çoktur.

Son günlerde görüldüğü gibi ‘oltaya takılan’ en son Afganistan görevinin baş ‘heveslisi’ ise Erdoğan olmuştur.

Katarın ‘arabuluculuk’ yaptığı son Taliban ve ABD anlaşması ile ABD, Afganistan’ı ve etrafındaki bölgeyi Taliban, yeni cihatçılar ve Erdoğan ’ı kullanarak yeni bir etnik, mezhepsel, klanlar nezdinde istikrarsızlığa itme planı yapmıştır.

Sanıldığı gibi ABD Afganistan’dan asla vazgeçmiş değildir.

Esasında ABD, Afganistan’a sadece yeni bir politika ile farklı bir şekilde hamle yapmıştır.

Taliban’ı sözde yaptığı anlaşmada kullanarak, şimdi bölgede Taliban’a kendisininde denetleyemediği diğer etnik ve mezhebi grupların temizliğini yaptırmaktadır.

Onun için bölgelerden Taliban tehditinden dolayı halk akın akın sınırlara doğru ve oradanda örneğin Türkiye’ye kaçmaktadır.

Bu şekilde de son sıralarda Taliban tarafından ABD stratejisine uygun olarak işlenen ve işlenecek olan insanlık suçlarıda ABD’ye değil Taliban’ın üzerine yıkılacaktır.

Sivil olan insanlar açısından ise, yeni oluşan bu zor durumun doğası gereği, tabiki şehir, köy ve kasabalarda yaşayan sivillerden, Taliban tarafından gönderilen ideolojik teslimiyet şartlarına ve tebligatlara uymak istemeyenler ve önümüzdeki dönem mümkün olan etnik, mezhepsel, islamcı gruplar arasında ve klanlararası çatışmalarda yer almak istemeyenler, etnik, klancı ve mezhepsel temizlikten etkilenecek olacaklar, şu anda en yakın güvenli gördükleri bölgelere ve sınır ötesine geçmeye çalışmaktadır ( bu durum ne ‘tesadüf ki’ ABD kontrolünde İŞİD’in birden Suriye ve Irak’ta ki genişlemesine çok benzemektedir) .

Afganistan’dan son günlerde Türkiye dahil değişik bölgelere ve ülkelere olan mülteci akınıda işte bu sebepten dolayıdır.

Buda böyle durumlarda zaten ön görülebilir bir durumdur.

Tesadüf bir olay değildir.

Bu bölgesel temizliğin, ABD ve Taliban tarafından bilerek ve zorunluluk oluşturularak yapılmasıda, bizzat ABD ve Taliban’ın davranışlarından akunduğu kadarıyla da bu onlar tarafından çok istenmektedir.

Benzer durum, 2011’de ABD kontrolünde hareket eden İŞİD tarafından Suriye’de ve Irak’ta da gerçekleştirilmiştir.

Türkiye, o zaman ABD ve Türkiye’de ki İktidar ile koordineli bir mülteci akınına uğramıştır.

Önümüzdeki dönemde ABD lehine Afganistan kökenli bu yeni mülteci akınından mültecilerin yerleştirildiği ülkelerde ve bölgelerde çok yönlü sorunlarda tabiki doğacaktır,

Bu durumdan Türkiye, Pakistan, Özbekistan, Kırgızistan, Kazakistan, Çin, Türkmenistan, İran ve Tajikistan ve dolaylı olarak Rusya güvenlik, ekonomik ve demografik olarak mutlaka etkilenecektir.

ABD’nin bölgedeki bu son stratejik girişimi çok kasıtlı ve yönlüdür. Ve bu aynı zamanda Çin’in bir kuşak bir yol projesine ve Rusya’nın güvenliğinede sert bir darbe vurmayı hedeflenmektedir.

Bunu ABD her ortamda zaten dile getirmiştir ve açıktan yapmaktadır.

Bundan dolayı Çin ve Rusya’da gardını tabiki ABD’ye ve bölgesel işbirlikçilerine karşı almış bulunmaktadır.

Bu yüzden Rusya ve Çin gerektiği zaman, Afganistan içlerine de dahil, sınır bölgelerinede hızlı müdahale etmek için son günlerde büyük bir güç kaydırmaktadır. Sınırlarında yığınak yapmaktadır.

Burada, bu mevcut son durumda, filen ve doğrudan bundan etkilenmeyecek olanlar ise, sadece ABD ve kısmende Avrupa’dır.

Görüldüğü gibi, Türkiye’de Afganistan’dan çok uzakta olmasına rağmen yinede yoğun Afgan mülteci akınına uğramaktadır.

Buda asla tesadüf değildir.
Ama çok iyi planlanmış olan bir tesadüftür.

Peki neden?

Neden Türkiye? demekte ve bunu sorgulamakta da gerçekten yarar vardır?

Çünkü, İran zaten yoğun olarak var olan Afgan mültecinin dışında yeni ve çok sayıda mülteciye ev sahipliğini yapmak istememektedir.

Çünkü bu durum İran’a geçmişte çok yönlü külfet getirmiştir.

İran aynısını bir daha yaşamak istememektedir.

Aynı durum Pakistan içinde geçerlidir.

Bu iki ülkede, ABD’nin Taliban ile birlikte; etnik, klan ve mezhepsel temizlik yapması ile ilgili ve özellikle Rusya ile Çin’i rahatsız edecek stratejiyi uygulamaya koyduğu ortak projede yer almak istememektedir.

Bunun içinde bu iki ülke ve diğer sınırdaş ülkeler, kendi sınırlarında şimdiden güvenliği artırıp sınırlarını sıkı sıkıya korumaktalar.

Türkiye ise bu konuda hiç önlem almamakta, Iran üzerinden, Iran tarafınında, bir ABD projesinde yer alan Türkiye’ye karşı bir cezalandırma taktiği olarak kullandığı, Iran devletinin bizzat sınırdan sınıra diye organize ederek, Türkiye’ye transit olarak gönderdiği mültecileri doğrudan kabul etmektedir.

Bu durumu kısaca özetlersek, süreç olarak bu hasıl olan durum esasında, ABD’nin Erdoğan ile Brüksel’de yaptığı gizli anlaşmanın alandaki yansımasından başka bir şey değildir.

İran ve Pakistan bunu bildiklerini bildirmek içinde bu konuda önlemler alarak ABD planına karşın katı bir reaksiyon göstermiştir.

Burada Türkiye için en büyük sorun, Türkiye üzerine ABD’nin Erdoğan ile yaptığı gizli Brüksel anlaşmasından dolayı, birlikte mülteciler üzerine inşa ettikleri; Türkiye’de mülteci mühendislik projesidir.

ABD adına, Türkiye’nin bazen kronik bazende sürekli olarak Afganistan, Suriye, Irak, Libya konusunda ‘görev’ alması, Türkiye’yi tüm bu sorunlu bölgelerden tüm sorunlarıyla beraber gelen mültecileri toplama ve orada barındırma gibi bir emperyalist mühendislik projesinede dahil etmiştir.

Bu durum, ABD tarafından, Erdoğan’a verilen yeni bir görevin gereği olarak, Türkiye’yi ve bölgeyi demografik ve güvenlik olarak yeniden dizayn etme, destabilize etme ve Peşavarlaştırma projesi olarak görülmelidir.

Bu projenin gerçek sahibi, yukarıda değinildiği nedenlerden de görüldüğü gibi, yeni Büyük Sevr Projesinin ( BOP’un geliştirilmişi) mimarı olan ABD’dir.

Projenin bir ucunda uygulayıcı Erdoğan ve Taliban öbür ucunda ise projenin sahibi olan ABD vardır.

Bugün biz, bu konuda da ve şu anda, 14 Haziran’da Brüksel’de yapılan ABD – Erdoğan gizli anlaşmasının ( teslimiyetin) sonuçlarını görmekteyiz.

Türkiye bu anlamda ABD’nin Erdoğan’a verdiği yeni rolden dolayı, hem içte vede hem dışta büyük tehdit ve tehlike ile karşı karşıyadır.

Peki buna karşı ne yapılmalıdır?

Bu konuda, Milli güçler olarak yapılacak olan artık iklde bir durum tespiti yapmak ve demeç vermek değildir.

Bu yeni ve tehlikeli duruma karşı yapılacak olan,

Milli güçlerin bir an önce bir şekilde avutma olan zoom da ki tatmin ve vakit öldürme toplantılarından biraz çıkıp,

hayatla bütünleşip,

kafayı biraz kaldırıp,

fiili olarak, ortak politika ve önderlik geliştirmesi

ve birlikte harekat ederek cesurca ve fiili olarak ( sokakta) eyleme geçmesidir.

Bugün Türkiye için, en kısa sürede içinde Milli güçler olarak ele alınması gereken Milli görev budur.

Aksi takdirde Erdoğan’ın ABD ile yaptığı Brüksel gizli anlaşmadından dolayı bu yanlış gidiş ;

Türkiye’yi bu gidişle eninde sonunda içerde, mültecilerin gelişiyle yeni bir, güvenlik, ekonomik bunalım ve demografik tehditle karşı karşıya bırakacak ve aynı zamanda da Afganistan görevi adı altında, Afganistan’da; Çin, İran, Rusya ile çatışmaya sokacak büyük bir belaya doğru doğrudan bulaştıracaktır.

Bunu Türkiye’de durduracak olan ancak, bu konuda Milli güçler olarak hep beraber sonuç alıcı ve cesur eylemler yapıp ve mevcut işbirlikçi iktidarı bir an önce değiştirmek olacaktır.

Kısaca, Türkiye’nin bu anlamda bugün artık çok konuşmaya değil, acil ve hedefe yönelik, sonuç alıcı eylemlere ve Millet olarak T’C.’nin kuruluş felsefesine ve Atatürk’ün ‘ Yurtta Sulh Cihanda Sulh’ ilkesine göre birlikte hareket etmeye ihtiyacı vardır.

Bu konu Milli ve pratik çözüm isteyen bir konudur.

Çok düşünülmesine ve günlerce tartışılmasına ihtiyaç olan bir konu değildir.

Buna vakitte yoktur.

Tabiki ANLAYANA!
…..
Son söz olarak her zaman olduğu gibi,

Atatürk’le kalın,
Cumhuriyetle kalın,
Hoşçakalın!

Sefa Yürükel



Kaynak

Önceki makaleExposing the Fake Appeal Allegedly Sent by Baku Armenians to Catholicos
Sonraki makaleSrebrenitsa’da Soykırım, Osmanlı’da Tehcir Vardır