İnsanoğlunun yaradılışında bazı gen haritaları vardır, hiç silinmez. Bu parmak izleri her insanda vardır. Bunu EGO ile karıştırmamak gerekir. Yaşam sürecinin her basamağında bununla karşılaşırsınız. ‘Benim böyle şeylerim yoktur’ derseniz doğruyu söylememiş olursunuz. Hani sanatkarlar sahneye çıktıklarında onlara güç veren seyirci alkışları vardır ya, işte bundan bahsediyorum. Her insanın bir konuda becerisi vardır diye düşünmekteyim. Kiminin doğuştan güzel sesi vardır, biraz eğitim alınca sesi ile binlerce insanı kendisine hayran bırakır. 

Kimisinin müzik aleti çalma becerisi vardır. Kulaklarının ses algılaması ile parmaklarının senkronize çalışması sonucunda bir veya birkaç enstrümanı rahatlıkla çalar. Bir eseri icra ettiği zaman dinleyenleri kendine hayran bırakır. İşte böyle kabiliyetli insanlara hayranlık duyarım. 

Sanatçı, icra ettiği eserde çaldığı enstrümanla bütünleşir, sanki senkronize bir sanat eserini kendinden geçercesine notaların içinde kaybolup gider. Resital bittiğinde, müziğin akışına o kadar kendini kaptırır ki , parça bittiğinde yerinden kalkamaz. 

Sadece müzikte mi ? Başka konularda da insanın kabiliyeti vardır, ve toplumda bununla anılır. Bir ressam da eline bir fırça alıp tualin karşısında dururken, hangi resmi yapacağını , kimi zaman, önceden düşünmeden fırçasını boya ile buluşturup renk cümbüşünün içine dalar gider. Fırçanın her vuruluşunda, tualin anlamı değişir, başka manalar çıkar ortaya. Renk ve fırça bir beyin fırtınasının etkisinde zamana yolculuk yapar. Meydana gelen eseri seyredenlerde yarattığı etki, her insanda başka başka oluşur. 

Sanatın başka dallarında da bu vardır. Bir heykeltıraş bir eser meydana getirdiğinde, belki ruh halini bu heykele yansıtır ancak, meydana gelen eseri seyredenlerde bıraktığı etki değişiktir. Bir sergide teşhir ediliyorsa bu eserler, ve de eseri yaratan da hazırsa mekanda, seyredenlerin bir küçük övgü sözü bile sanatçıyı bulutlara uçurmaya yeter. 

Bir tiyatro eserini sahneye koyan sanatçılar, bir opera eserinde oynayan ses sanatçıları sergiledikleri eserde seyirciyi nasıl etkilerse, eser sona erdiği zaman seyredenler avuçları patlayıncaya kadar alkışlarlar. Bu beğeni reaksiyonu, sanatçıyı mutlu etmeye yeterlidir. Sanatçının aslında beceri egosu, bu alkışlardan beslenir. Bir sonraki gösteride daha iyi performans göstermeye iter. 

Burada sinema ile Tiyatro, Opera ve Bale konularını bir birinden ayırt etmekte yarar var. Sinema konusunda eser, her ne kadar oyuncunun kabiliyetine baksa da, filmin yapımcısıda burada büyük rol oynar. Filmleri seyredenler, film bittiği zaman salonun ışıkları yanar, sessizlik hakimdir. Seyredenler koltuklardan kalkar, uykulu uykulu çıkışa doğru yürürler. Sinema salonunda oynayanlara iletilmek için bir demet çiçek verilmez, ortada alkış bile yoktur. Film de artistleri beğenirsiniz, yahut beğenmezsiniz, filmi çekenlerinde pek ilgisini çekmez, çünkü mühim olan gişede kaç bilet satıldığı.

Birde spor müsabakalarında sporcuların gösterdiği performans, seyircinin dikkatini çeker. Onlar bütün kalpleri ile sporcuların başarılarını alkışlarlar.  Bazen bu alkışlarla sporcular, insanda bulunan EGO ile şımarırlar. İyi performansla çalışarak bir yere tırmanan sporcular, hani derler ya, spor gevşemeye gelmez, geldikleri yeri hazım edemezlerse hızlı bir düşüş yaşarlar. 

Avrupa Futbol kupası final karşılaşmasını izledik. İlk maçta yenildiğimiz, takım finali oynadı. Karşılaşmayı izlediğimde topu takip ederken yoruldum. Böyle bir takım ayarında olmadığımızı kabul etmemiz gerekir. Birde şu konuda hep ısrarım vardır, Bir Teknik direktör bir takımı şampiyon yapar. Ancak bir sonraki hedefte mutlaka daha iyi bir Teknik Direktöre ihtiyaç vardır. Sizde benim gibi Milli Takım oyuncularını sahalardan çok, reklam filmlerinde seyrettiniz. İlk reklamda Milli Sporcuları gödüğümde, eyvah dedim, bizim beklediğimiz sahada başarı, oysa futbolcular ceplerine girecek reklam film ücretleri için buraya gelmişler, diye eşimle konuşmuştum. Dediğim çıktı 3 maç, ve sıfır puan çektik. Keşki Bu konuda Milli Takım Teknik Direktörü de kendi egosunu tatmin etmenin muhasebesini yapmış olsa, ne kadar isabetli olur  diye bir sözüm geldi söyledim hem nalına hem mıhına.Metin Atamer  



Kaynak

Önceki makaleTDK’nın kuruluşunun yıldönümü
Sonraki makaleORMAN YANGINLARI YİNE BAŞLADI